çocuk ve gençlik edebiyatı araştırmaları:mustafa aslan'ın küreselleşme ve çocuk edebiyatı yazıları
Ajouté le 23/11/2009
ÇOCUK EDEBİYATI VE KÜRESELLEŞME 14 Mart 2008
Çocuklar için yazılan yapıtlar da, yaşanılan süreci öteki etkenler gibi, bir üst yapı kurumu olarak hazırlar ve yansıtır. Tarihsel süreç içinde bu böyle olmuştur. Ayrıca her dönemde edebiyatta, çocuğa, çocukluğa bakış da değişmiştir. Edebiyatta döneme göre değişen bu bakış; insanlar arasındaki her türlü ilişkiyi de etkilemiştir. Yeni bir dönemin de habercisi, ya da simgesi olmuştur.
Çoğu kişinin “çocuk kitabı” diyerek kimileyin burun kıvırdığı yapıtlar içerisinde belli bir dünya görüşünü barındırır. En çetrefilli felsefi konuları bile içinde barındırır, bir ileti sunar. Aydınlanmacı, gerçekçi, idealist bakış; romantizmin ve burjuvazinin aristokrasiye üstünlüğü, dinin burjuva dünya görüşüne tepkisi, idealize edilmiş çocuk tiplerinin eleştirisi aslında dünyadaki değişimi de gösteren önemli kaynaklardır. Örneğin, Osmanlı’da Tanzimat öncesi ve sonrası bile çok farklıdır, yukarıdaki sözünü ettiğimiz konu açısından. Günümüzde emperyalizmin yayılma aracı kültürdür;edebiyattan, müziğe, sinemaya kadar uzanan geniş bir alanda. Gelişen teknoloji de bu yayılmayı oldukça kolaylaştırmaktadır.
Dün, hipermarketler açıp en ufak tükettim maddesini bile, dünyanın her yanına satıyordu, bugün ise kültürel alanda yapmaktadır.Emperyalist hiper kültür marketleri hızla yaygınlaşmaktadır. Medya plazaları da...
Kültürel alandaki emperyalist saldırıya uğrayanların başında da çocuklar gelmektedir. Bu planlı programlı bir saldırıdır. Özellikle çocukların somut işlem ve soyut işlem dönemlerini içeren yapıtlarla sürdürülmektedir, bu saldırı, yerli işbirlikçileriyle birlikte. Anlayacağınız çocuğun 7-16 yaş arasındaki dönem kontrol altına alınmak istenmektedir.Böylece çocuk, bir olayı değişik yönleriyle düşünemeyecek, sorunları çözme yeteneği gelişmeyecektir; bağlama, ayırma, olumsuzlaştırma yoluyla doğru sonuca ulaşmayacak onların istediği gibi düşünecektir: Tek tip çocuk, tek kültürlü çocuk
12 Eylül 1980 darbesiyle çocuk kitaplarının çoğu yasaklandı, ülkemizde. Zaten açmazda olan çocuk kitapları yayıncılığı, bilinçli olarak kolay kolay çıkması istemeyen sorunlar yumağı dipsiz bir kuyuya atıldı. Verilen savaşımla ancak, “Tahdide Tabidir” yazısı getirilerek satılmaya başlandı. Bu kitaplar silahlarla beraber suç aleti olarak televizyon ekranlarından yıllarca insanımıza izlettirildi. Evinizde bulunduğunda bu çocuk kitapları da suçlu bulunup kelepçelendi.Okullara sokulması yasaklandı. Okullara önerilen kitaplar küreselleşmenin değirmenine su taşıyanlardı. Özellikle “Ilımlı İslam” politikalarına uygun yayınlar onaylandı; çocuklarımız ve gençlerimiz seçeneksiz bırakılarak zorla okutturuldu..
TEK TİP İNSAN – TEK TİP EDEBİYAT
Küreselleşme sanıldığı gibi, dünya halklarına ekonomik ve kültürel yeni bir saldırı hareketi değildir. Kökleri çok eskilere dayanır. Tek amacı farklılıkları ortadan kaldırıp tek tip insan “üretmek”tir. İnsanı biçimlendirmenin ilk basamaklarıdır, çocukluk. İnsanın etkilenmeye en açık olduğu bir dönemdir. Böylece sorgulamayan, düşünemeyen, sorun çözme yeteneği olmayan insanlardan oluşan bir toplum oluşturulacaktır.
Farklı kültürleri, renkleri ortadan kaldırmak için, düne kadar sadece mal ihraç eden emperyalizm artık öykü, roman, şiir, film de ihraç etmeye başlamıştır, yoğun olarak. Hem de büyük reklam kampanyalarıyla rekor düzeyde satışa ulaşmaktadır. Anlayacağınız girdiği ülkenin yayıncılığını adeta felce uğratmaktadır. Yerli yayınevleri varlıklarını sürdürmek için onların istediği gibi çocuk kitapları yayımlamak zorunda bırakılmaktadır. Yani ülkemizdeki yayıncıların yolunun kesilmesi demek yazarlarımızın ve yerli yapıtların yok edilmesi anlamına gelmektedir. Keloğlan’ın, Nasrettin Hoca’nın, Orhan Kemal’in , Yaşar Kemal’in, Fakir Baykurt’un, yolunun kesilmesi, unutturulmasıyla kalmaz insanlığın ortak kalıtı olan bütün yapıtlara yönelik bir yok etmek için başlatılmış bir saldırı hareketidir, bu.
Yayımlanan kimi çocuk kitapları çocukları büyücülüğe, etik olarak doğru olmayan davranışlara sürüklemektedir. Her çocuk büyücü olma, büyücü okuluna gitmeye kalkmaktadır.Yalan söylemenin, hırsızlık yapmanın doğruluğunu savunmaya kalkmaktadır. Bu durumda insanların emeklerini çalanlar da aklanmış olmaktadır, çocuğun gözünde. Ülkemizde yayımlanan çeviri ve telif eser adlarında geçen kimi sözcüklere baktığımızda durumu daha iyi anlarız. Bunlardan kimileri şunlardır: Sihir, sihirbaz, cin, şeytan, hayalet ... Çocuk idealizme sürüklenmekle kalmaz yeni bir kültürle de donanmaya başlar, kendi kültürüne, toplumuna, toplumunun sorunlarına yabancılaşarak. Başkalarıyla dayanışma içinde olmak, toplum sorunlarına duyarlı olmak anlayışı çocukta yerleşmez. Bunun yerine, her koyun kendi bacağından asılır, bana dokunmayan yılan bin yaşasın, gemisini kurtaran kaptan, babana bile güvenme, seni düşünmeyeni düşünme, amaca ulaşmak için her yol mübahtır anlayışı yerleşir. İleride nerden geldiğini, sınıfsal konumun ne olduğunu, bunun için ne yapması gerektiğini de önemsemez.
Elbette çocuk kitaplarında kimi olağanüstü öğelerden , düş gücünden yararlanmak gerekir. Ama çocuk kendine ve toplumuna yabancılaştırmadan. Bu türün iyi örnekleri de vardır. Örneği, Uzunçorap Pippi dizi kitapları iyi bir sitemleri alaya alır. Michel Ende’nin Bitmeyecek Öykü fantastik bir çocuk kitabıdır. Aynı zamanda düşgücünün kötüye kullanılmasını da eleştiren bir yapıttır. Bunu yanında Momo, Sen Bir Kızılderilisin Hannes, Konserve Kutusundan Çıkan Çocuk, Kim Takar Salatalık Kralını, Lollipop, bu türün sayabileceğimiz olumlu örnekleridir.
http://yazarmustafaaslang.tr.gg | Tags : litterature enfantine
Catégorie : Non spécifié
| Commentaires (0) |
Ecrire un commentaire |
çocuk ve gençlik edebiyatı araştırmaları:mustafa aslan'ın nihat behram'la ilgili yazıları
Ajouté le 23/11/2009

GÖĞSÜ KINALI SERÇE
GÜZEL BİR GİRİŞ
Göğsü Kınalı Serçe, Nihat Behram halk masallarımızdan kimilerini şiir diliyle çocuklarımıza aktarmış.
Behram, yapıta bir girişle başlamış. Giriş bir yapıtın anahtarıdır. Okuyucuya yapıt hakkında ipucu vermekle kalmaz, okuyucuyu yapıta doğru çeker de. İyi de yapmış, yapıta ayrı bir özgünlük katmış. Bu bilinen masal girişlerinden değil. Genelde bütün masalların içerikleri hakkında okura bir görüş veriyor.
“…
Çeşmede su yok
Ocakta aş yok
Açlıktan kırılırken
Güzelim halk
Çarşıda bir cadı tüccar gezer
Sırtı pek
Parası bol
Karnı tok.
….
İki bölüme ayrılan yapıtta birçok masal var. Birinci bölümde Göğsü Kınalı Serçe başlığının altında sekiz masal var: Köylü ile Sultan Mahmut, Çiftçi Mehmet Ağa, Yarım Horoz, Canalıcı, Üselek,, Tilki ile Yılan,Topal Sıçan ve Göğsü Kınalı Serçe.
Kuyruğu Zilli Tilki adını taşıyan ikinci bölümde ise beş masal yer almaktadır: Kuyruğu Zilli Tilki, “Kaz Yollasam Yolar mısın?”, “Menekşe Yaprağından İncinen Kızım”, Ayşe Fatma Kuzular, Koca Nine ile İneği.
Olağan üstü öğeler hemen her masalda yer almaktadır. Örneğin: Mülkiyet-üretim ilişkilerinin irdelendiği Yarım Horoz adlı masalda, kahramanın cebine tilkiyi, çayı, canavarı koyması ve bunlarla konuşması…
“-Ne olur , demiş, Yarım Horoz Amca
üşenme
beni de al yanına!
Yarım Horoz çayı da yanına almış
yürümüş ovada boylu boyunca.”
Büyük deneyimler sonucu ortaya çıkan masallarımızın bugüne değin var olması sıra dışılıklarının da göstergesidir.
Hemen her masalda bir ders çıkartılmaktadır. Çoğunlukla kötü, iyi karşısında yenilmektedir, her masalın sonunda. İyi karşısında kaybeden kimi zaman din sömürücüleri, kimi zaman bir sultan, kimi zaman bir üç kağıtçı… Bu da okuyana umut ve geleceğe güvenle bakma duygusu vermektedir. Bilgece sözler edilmektedir, öğretici olmadan, çocukların diliyle. Örneğin Canalıcı masalında şöyle denilmektedir:
“O günden bu yana
iyi yürekli adam
çıkarsız dostları konuklamış
sürmüş yeşertmiş yeniden bahçesini,
kendi emeğiyle bir ömür
gül gibi geçinip gitmiş.”
KIRMIZI BAŞLIKLI KIZ VE…
Ayşe Fatma Kuzular adlı masal Batı masallarını anımsatmaktadır. -Doğudaki sözlü anlatım geleneğinin güçlülüğü ve masalın tarihinin eskiliği bilinen bir gerçek. Bunu söyledikten sonra kimin kimden etkilendiği konusuna girmeyeceğimi belirtmeliyim.- Kimi benzer yönler bulunmaktadır. Başta Kırmızı Başlıklı Kız olmak üzere. Çünkü bu masalda kurnaz bir kurt, koyun ve kuzuları var. Kuzu gün boyunca memelerini sütle doldurmak için çayırlarda otlanmaktadır. Kuzulardan birinin adı Ayşe ötekinin ise Fatma imiş. Akşamda eve geldiğinde kuzularına şöyle seslenirmiş:
“-Ayşe Fatma kuzular
Memelerim sızılar
Açın kapıyı bana
Süt için kana kana”
Kuzular da bu şarkıyı duyunca kapıyı annelerine açarlarmış. İlerideki ormanda yaşayan kurt kuzuları yemek için bildiğimiz (ellerlini beyazlatmak gibi) yöntemlere başvurur. Kuzuları yer. Ancak yavruları yenen koyun da kurdu cezalandırır.
Çocuklarımız için, şiirin güzel, anlaşılır diliyle masallarımızdan güzel örnekler. Göğsü Kınalı Serçe adlı kitap Zekai Bostan’ın güzel resimleriyle bezenmiş.
*Nihat Behram, Göğsü Kınalı Serçe, Büyülü Fener Yayınları, Mayıs 2007-İstanbul
Tags : cocuk edebiyati
Catégorie : Non spécifié
| Commentaires (0) |
Ecrire un commentaire |
|